Kolloidal Altın Suyu
Kolloidal altın suyu, eski çağlarda hayat iksiri olarak tanımlanmıştır. Nanoaltın olarak da bilinen kolloidal altın, genel olarak suyun içinde olan ve çok küçük altın parçacıkları süspansiyonudur. Kolloidal altın sentezi eski çağlardan beri bilinmektedir. Sağlıklı yaşamın iksiri olarak bilinen kolloidal altın sentezi, çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. kolloidal altın, romatoid artrit hastalığının tedavisinde başarılı bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Yapılan bir deneyde de kolloidal altın, mikrodalga ile birlikte kullanılarak Alzheimer hastalığı ile ilintili plak ve beta-amiloid fibrillerin imha edilebildiği ortaya çıkmıştır. Kanser araştırmalarında da kolloidal altından yararlanılmaya başlanmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için altın taneciklerden de yararlanılabileceği belirtilmektedir. Bu su dişçilikte ve biyomedikalde kullanılmaktadır. Altın, eki Hint ve Mısır uygarlıklarında sağlık malzemeleri imalatında, eski Çin’de ise özellikle çiçek hastalıklarında, deri ülserlerinde ve kızamık hastalığının tedavisinde kullanılmıştır. Kolloidal altın, tıp alanında genellikle romatizmal eklem iltihapları, kulak, göz ve karaciğer hastalıkları, yorgunluk ve depresyon tedavilerinde kullanılmaktadır. Kanser hastalığının tedavisinde çalışmalar sürmekle birlikte dış onarımımda da kolloidal altın kullanımı devam etmektedir. Kolloidal altın anti kanserdir. Özellikle nanoteknoloji ile hazırlanan ilaçlı altın kapsülleri, kanserli hücreye kızılötesi ışınlarla birlikte gönderilmektedir. Radioctive altının kanser tedavisinde yıllardan beri kullanıldığı bilinmektedir. Dünya genelindeki araştırma grupları, bir dizi yeni antikanser tedavileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bunun için kolloidal altından yararlanılmaktadır. Altının prostat kanseri tedavisinde, prostatın hangi aşamada olduğunu tespit edilmesi için kullanılmaktadır. Bu hastalıkta hekimler pirinç tanesi kadar bir altın kullanarak tedavi süresi boşunca hastanın prostatındaki son durumu tam olarak belirleyebilmektedir.

Altın X Işınlarını Geçirmez

Son derece yoğun olan altın, X ışınlarını geçirmemektedir. Prostatın çevresine bu tanecikler yerleştirilmesi sonucu hekimlerin tedaviye daha etkin bir biçimde odaklanmalarını sağlamaktadır. Atının bu gelişmiş hassasiyeti, ışın tedavisi için belirlenmiş olana çok aha duyarlı bir radyasyon dozunun uygulanmasına olarak sağlamaktadır. Bu kanser ilaçları altın partiküllerine tutunmakta, sonrasında da vücutta yer alan tümörleri tespit ederek onlara tutunmaktadır. Normal kemoterapi tedavisinin hastalıklı hücrelerle birlikte sağlıklı hücreleri de öldürmektedir. Oysa bu yöntem, yalnızca kanserli hücreleri hedef almaktadır. Kolloidal altın suyu, kanser tedavisinde ilaç olarak kullanılmaya başlanacağı belirtilmektedir. Singapur Üniversitesi’ndeki araştırma grubu, kanser tedavisi sırasında ilaç olarak kullanılmak için altın bileşiğinin patentini almıştır. Bu bileşiğin içindeki nano kapsülde ilaç molekülü vardır ve bu kapsülün ölçüsü, metrenin 50 milyarda bir büyüklüğündedir. Bu kadar küçük nano kapsül kaser hücrelerini yok etmeyi başarmıştır. Kolloidal altın, romatoid artrit adı verilen eklem iltihabında da kullanılmaktadır. 1929 yılında Fransız Jacques Forestier, altın komplekslerinin arterit tedavisinde yararı bulunduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Daha sonraki yıllarda da batıda altın kullanılmaya başlanmıştır. Altın ve altın bileşiklerinin yanmayı ve tahrişi önlediği bilinmektedir ve bu özelliği nedeniyle de römatolojistler tarafından eklem iltihabı tedavisinde uygulanmaktadır. Altın ampul ve hap şeklinde iki farklı şekilde uygulanmaktaydı. Ampul halinde kasların arasına enjekte edilen saf altın, bükülmeme gibi problemlerde ağrı ve açıya iyi gelmekte ve hastalara uzun süren bir rahatlık sağlamaktaydı. Ancak bu yöntemin böbrek, kan ve deride sıkıntılara yol açmaktadır ve bu nedenle son çare olarak uygulanmaktaydı. Günümüzde ise Amerika ve Danimarka’da yapılan araştırmalarda uygulamanın yan etkileri azaltılmış ve bu sayede eklem iltihaplarından şikayet eden hastalan daha düşük maliyetlerle sağlıklarına kavuşabilmektedir. Kolloidal altından meydana gelen ilaçlar romatizmal eklem ağrılarını azaltan ilaç grubu olarak tanınmaktadır. DMARD’S olarak bilinen bu ilaçlar, eklem yerlerinin şişkinliği tedavisinde ve ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Altının, kıkırdak ve kemikte meydana gelen hasarları da azaltacağı tahmin edilmektedir.

Romatizma ve Tüberküloz Tedavisinde Kullanılmıştır

Atın tuzları, eski çağlarda romatizma ve tüberküloz gibi hastalıkların tedavisinde uygulanmıştır. Altın suyunun tıpta kullanılmasına tıpta krizoterapi adı verilmektedir ve eski çağlarda da bu adla anılmıştır. Bu terim günümüzde de bazı hastalıkların tuzla tedavi edilmesi işleminde kullanılmaktadır.Altınlı ilaçlarda iki çeşit altın tuzu kullanılmaktadır. Bunlar, altın sodyum timomalat ve altın tioglukozdur. Bu imi ilaç, eğne ile kas içine enjekte edilmektedir. İlaçların eklemlerde bulunan iltihapları önemli oranda giderdiği ve bozuklukların ortaya çıkmasını önlediği bilinmektedir. Altın suyu, implantlarda da kullanılmaktadır. Orta kulak altın implantta yüzde 9,99 saf altın kullanılmaktadır. Ayrıca altın kaplı stentlerin kalp pilleri ve kalp rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Altın kaplı stentler, zayıf kan damarlarını desteklemektedir. Çok sayıda cerrahın X-ray ışını altında çok daha iyi görülebildiği için altın kaplı stent kullanmaktadır. Altının bakteri üremesine karşı yüksek direnç göstermektedir ve bu nedenle kulak içi gibi enfeksiyon riski bulunan yerlerdeki implantlarda kullanılacak madde olarak seçilmektedir. Yüz felci geçiren hastalarda sık olarak rastlanabilen ve tedavi edilmediğinde göz kaybına neden olabilen kapak sorunlarına altın plaka çare olmaktadır. Yüksek saflığa sahip altın, yüz felci geçirenlerde üst göz kapağı implantındaki malzeme olarak kullanılmaktadır. Kolloidal altın suyu, hızlı yani rapid testlerde kullanılan bir materyaldir. Bu testin kullanım alanlarında tüp bebek, gebelik testi, tümör oluşumu, alerji, toskiloji ile çevresel ve tarımsal kullanımı bulunmaktadır. Tıbbi cihazların elektronik parçalarında altın kullanıldığı bilinmektedir. Çünkü altın dayanıklı bir madendir. Yakın geçmişe kadar gerçekleştirilen altın diş uygulaması da altının biyolojik yapıla en üst seviyede uyum sağlaması ile ilgilidir. 3 bin yıldır dişçilikte kullanılan altın, kolay şekil almakta ve bozulmaya karşı direnç göstermektedir. Bu nedenle binlerce yıldır dişçilikte kullanılmıştır.

Altın Biyolojik Olarak Uyumludur

Kolloidal altın suyu biyolojik olarak da uyumludur. İnsan vücudunda herhangi bir sorun meydana getirmemektedir. Altın vücuda yerleştirildiğinde zararlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle diş dolgusu ve diş köprülerinde güvenli bir şekilde kullanılmaktadır. Ayrıca atın parçacıklarının da milimetrenin milyonda biri büyüklüğe sahip olan nano parçacıkları keşfedilmiştir. Bunun ardından uzmanlar küçük altın parçacıklarını farklı ebatlarda üretilmesini başarmışlardır. Çeşitli aşamalardan geçen altın, pembe ve maviye çalan bir karışım haline dönüşmektedir. Ebatları farklı olan çubukların ışığı eritebildiği belirtilirken, büyüklüklerine bağlı olarak hangi rengi emmesi gerektiği de belirlenebilmektedir. Neno altın çubukları, özellikle prostat kanserinin erken teşhisine yardımcı olacağı belirtiliyor. Altın çubuklarının ışığı emme özelliğinin kanserin eken teşhisinde kullanılabileceği vurgulanmaktadır. Teşhis için hastaya önce bir miktar nano altın çubuğunun yer aldığı karışım verilmektedir. Altın çubukları vücuttaki kanser hücrelerini tespit etmekte ve hücre duvarına yapışmaktadır. Uzmanlar sonrasında düşük seviyedeki bir lazer kullanarak kanserli dokuya ışın yollamaktadır. Lazerin yolladığı ışının parçacıklar tarafından emildiği sonrasında da bu parçacıkların ses ve ısı çıkardıkları belirtilmektedir. Bir detektör aracılığıyla ses ve ısının sinyale dönüştüğü, bu sinyalle de kanserli hücrenin bugüne kadar olmadığı bir şekilde net olarak ortaya çıktığı söylenmektedir. Bu yöntemde cildin çok daha derinlerine nüfus edilebildiği, bu sayede derinlerdeki tümör türlerinin de belirlenebilmesi mümkün olabilmektedir. Bu arada çok küçük altın parçacıkları ve infrared ışığından meydana gelen tedavi yöntemi de uygulanabilmektedir. Bu yöntemde birden fazla ilaç yüklenmiş bir kapsül, kan damarlarında dolaşırken, hastalıklı bölgeye geldiğinde yükünü bırakmakta, daha sonda da ikinci ilacı bırakmak için diğer hastalıklı bölgeye hareket etmektedir. Ancak ilaç yüklerinin ne zaman bırakılması gerektiğinin kapsüle önceden yüklenmesi gereklidir. Bu konuyla ilgili geliştirilen yeni teknikte ise taşıdığı ilacı kaplayan farklı şekillere sahip altının infrared dalga boylarına maruz kaldığında erimekte ve bu sayede ilacın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. uygulanan bu yöntemde ilacın bırakılma zamanı dışarıdan kontrol edilebilmektedir. Bu sayede zamanlama sorunu tam anlamıyla ortadan kalkmış olmaktadır. Yeni yöntemin aynı anda iki ölümcül hastalığa yakalanmış bir kişinin aynı seansta tedavi edilebilmesinin önünün açılacağı belirtilmektedir. Örneğin hem AIDS hem de kanser hastası olan bir kişinin tek seansta tedavi edilebilme imkanının elde edileceği vurgulanmaktadır.

Bilim Altın Yenilmesini Tavsiye Etmektedir

Kolloidal altın suyu yiyecek ve içecekte de kullanılabilmektedir. Altının yemenin pek güvenli olmadığı söylense de bilim insanlarının her gün 0,2 gram altın yenilebileceğini belirtmektedir. Bu kadar altının vücuttaki toksinleri atacağını ifade eren bilim insanları, bu nedenle yenilen bu altının yaralı olduğunu söylemektedir. Altının, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere birçok kıtada tüketildiği bilinmektedir. Altının yemekte dekoratif amaçla da kullanıldığı da bilinen bir gerçektir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli padişahlarından biri olarak kabul edilen ve dünyadaki diğer ülkeler tarafından da onaylanan Kanuni Sultan Süleyman’ın yemeklerinde altın yediği öne sürülmekte hatta Viyana seferinde tavuk yemeklerinin üzerine altın tozu döktüğü vurgulanmaktadır.

Etiketler: kolloidal altın suyu, kolloidal altın, altın suyu, altın, kanser, romatoid artrit